CHP, Başbakan’a Cenk Yiğiter’i sordu

CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, KHK ile ihraç edildiği için öğrencilik hakkı da elinden alınan Cenk Yiğiter’le ilgili Başbakan, YÖK Başkanı ve rektörü soru yağmuruna tuttu. Biçer’in soruları arasında Rektör İbiş’in Bylock kullandığı iddiaları da yer aldı.Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden ihraç edilen Cenk Yiğiter aynı kampüsteki İletişim Fakültesi’ne öğrenci olarak dönmeyi beklerken yapılan yönetmelik değişikliği ile hakkının ortadan kalktığını öğrendi.Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in Yiğiter için bilinçli şekilde yönetmeliği değiştirdiği iddia edilirken CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer sosyal medya hesabından yaşananlara tepki gösterdi.Başbakan Binali Yıldırım, Rektör Erkan İbiş ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç’a sorular yönelten Biçer cevap bekliyor. Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, sorulara cevap alamadığını söyleyen Biçer “Verecek bir yanıtları olsa sanıyorum verirlerdi. En azından yalanlarlardı. Kişiye özel bir karar değilse hayır demeleri gerekir” dedi. ‘İBİŞ BYLOCK KULLANICISI MI?’Üniversite yönetiminin aldığı kararın altında kasıt olduğunu söyleyen Biçer, Başbakan ve YÖK Başkanı’na “Kamuoyuna yansıyan haberlerde İbiş’in Bylock kullanıcısı olduğu iddiaları yer aldı. İbiş, Bylock kullanıcısı mı” diye sordu.Başka üniversite yönetimlerinin de benzer kararlar alması durumunda adaletsizliğin artacağını belirten Biçer DuvaR’a şunları söyledi:“Toplumda devletin bütün kurumlarına artan bir güvensizlik var. İnsanların yaşadığı topraklara inancı ve güveni kalmayacak. Bu kararın da altında kasıt var ve inanılmaz bir kindarlıkla yapılmış. Burada kimin kime düşmanlığı var? Üniversiteler hepimizin üniversiteleri. Kendi çıkar ve bekaları kişisel menfaatleri için vatandaşlara karşı kullanamaz.”CHP’li Biçer’in sosyal medya hesabından Başbakan Binali Yıldırım, YÖK Başkanı Yekta Saraç ve Rektör İbiş’i etiketleyerek yöneltiği sorular şunlar:-Bir üniversite senatosunun yönetmelikle eğitim öğretim hakkını kısıtlayan, ortadan kaldıran bir hüküm getirmesi mümkün müdür?-Dr. Cenk Yiğiter’in kayıt hakkını engelleyen yönetmelik değişikliği için AÜ, MEB’den ya da sizden görüş aldı mı?-Dr. Cenk Yiğiter AÜ’deki büyük tasfiye, 7 Şubat’tan bir ay önce 6 Ocak’ta ihraç edildi. İbiş’in tasarrufu mu?-AKP Siyaset Akademisinde ders veren ve etkinliklerine katılan Erkan İbiş’in bu siyasi faaliyetleriyle ilgili soruşturma var mı?-Rektör İbiş’in AKP Siyaset Akademisi hocası olması ve Cenk Yiğiter’in CHP’li olmasının KHK ile ihraç sürecine etkisi oldu mu?-Hakkari Üniversitesi Rektörüyken FETÖ’den tutuklanan ve şu an yargılaması süren Ebubekir Ceylan AÜ kadrosuna nasıl geçti?-2012’de Ankara Üniversitesi kayıt günlerinde, FETÖ yurtlarının kayıt ve tanıtım stantları açtıkları doğru mu?-Rektör İbiş’in rektörlüğü süresince FETÖ yurttları, Ankara Üniversitesinde neden ve nasıl faaliyet göstermiştir?-2008 AÜ rektörlük seçimlerinde FETÖ yayını Zaman’da çıkan Erkan İbiş’in rektör olacağı haberleri soruşturuldu mu?-Dönemin C.Başkanı Gül’ün rektör ataması yapacağı gün FETÖ yayın organının İbiş’i işaret etmesiyle ilgili inceleme yapıldı mı?-İhraç edilen akademisyen Cenk Yiğiter’in AÜ İletişim Fakültesi’ni kazanması üzerine, kişiye özel yönetmelik mi çıkardınız?

Vatan Partisi’nde, Adalet Yürüyüşü istifası

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’yle ilgili “Bu yürüyüş CHP’nin bonzaisidir” açıklamasında bulundu.Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’yle ilgili “Bu yürüyüş CHP’nin bonzaisidir” açıklamasında bulundu. Perinçek’in yürüyüşle ilgili açıklamalarının ardından Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hakkı Keskin istifa etti.Keskin’in Perinçek’e gönderdiği istifa mektubunun tam metni şöyle:”Sayın Doğu Perinçek, Size aşağıdaki mektubumu 26.6.2017 tarihinde kaleme aldıktan sonra, görüşlerine çok önem verdiğim iki değerli arkadaşımla istifam konusunu paylaştım. Birbirinden habersiz bu iki dostum, sizinle adalet ve adalet yürüyüşüne ilişkin konuyu baş başa görüşmemi önerdiler. İran’a yapılacak ziyaretimiz esnasında, sizinle bu konuyu ayrıntılı olarak görüşmeyi ve buna göre kararımı vermeyi düşündüm.Türkiye’de adaletin olup olmadığına ve sayın Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşüne ilişkin, Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinde belirtiğiniz görüşlerinizi titizlikle izledim.”Yargının Türkiye’de altın devrini yaşadığı” görüşünüzü ısrarla vurgulayarak, Türkiye’de adalet konusunu yalnızca FETÖ ve PKK terör örgütleri bakımından değerlendiriyorsunuz. Oysa Adalet, bağımsız ve tarafsız yargıyı, bunun vazgeçilemez önkoşulu olarak da kuvvetler ayrılığını, hukuk devletinin işlerliğini ve toplumun tüm alanlarını kapsayan bir konudur.Yapılan düzenlemelerle, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Hakimler Savcılar Kurulu üyelerin nasıl atanacağı ve bu kurumların nedenli Cumhurbaşkanı ve hükümet güdümlü konuma getirildiği ve getirilmekte olduğunu, sizin de çok iyi bildiğinizden kuşku duymuyorum. Çok sayıda mahkeme kararı da bunun en açık kanıtıdır. OECD 2015 raporuna göre, Türkiye’de yargıya güven 2007’de yüzde 67 den 2014’de yüzde 48’e gerilemiştir. Günümüzde bu güvenin yüzde 30’ların da altına düştüğü belirtiliyor.2.7.2017 tarihli “İç cephede görev yapan yargının yanında olmak” başlıklı Aydınlık’taki yazınızda; “Kimler niçin şikayetçi, kimler niçin ‘Adalet bitmiştir’ diye bağırıyor? ABD güdümlü Fettullahçı gladyo’nun ve PKK terör örgütünün temizlenmesi, kimleri niçin bu kadar telaşa düşürüyor? Kimler milletin lanetini göze alarak, PKK/HDP ve FETÖ ile uygun adım yürümektedir?” diyorsunuz. Burada açıkça bu yürüyüşe katılan ve katılacak olan yüz-binlerce kişiyi, terör örgütleri yanlısı olarak suçluyorsunuz. Çok üzülerek söylüyorum, AKP Genel Başkanı ve hükümet yetkilileri de adalet yürüyüşüne katılanları eşdeğer sözlerle eleştirmektedirler. Bu politikayı ve yaklaşımı benim kabul etmem asla olası değildir.Oysa son olarak 30.6.2017 tarihli Aydınlık gazetesi haberinde Kılıçdaroğlu’nun bu konuya ilişkin basın açıklamasındaki konuya ilişkin görüşleri çok açıktır. “Bizi derinden üzen olaylar da var Türkiye’de. Her gün yeni şehitler geliyor. Terörsüz Türkiye hepimizin ortak arzusudur. Terör kimden gelirse gelsin, FETÖ’den mi geliyor, PKK’dan mı geliyor, DHKP-C`denmi geliyor, kimden gelirse gelsin, teröre karşı hepimizin namuslu şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı hepimizin ödünsüz bir şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı ortak mücadele etmemiz lazım.”PKK’nın yürüyüşe destek açıklamasına ilişkin olarak CHP genel başkan yardımcısı ve sözcüsü Tezcan şöyle diyor: “Terör örgütleri adaletin baş düşmanıdır. O nedenle terör örgütlerinin herhangi bir şekilde böyle bir beyanları varsa dahi bu bizim kabul edeceğimiz bir şey değildir. Tam tersine bu yürüyüşü sabote etmeye dönük bir beyandır. Terör örgütü üyesiyse, silahı bırakacak ve gerçekten adalet arıyorsa terör örgütüyle ilişkisini kesecek, sonra adalet yürüyüşüne katılacak.” (Aydınlık, 29.6.2017).Daha önce bu yürüyüşe halkın desteği olmayacağını ve yürüyüşte Türk bayrağı olmadığını açıkladınız. Oysa 111 metre uzunluğunda Türk bayrağıyla yürünüyor ve hiç kuşku duymuyorum ki, bu tarihi yürüyüşe baştan sona bir milyonun üstünde insan katılacaktır. Ayrıca Türkiye’nin dört bir yanında Adalet yürüyüşüne destek yürüyüşleri de yapılmaktadır. Bunlardan biri de benimde katıldığım Burhaniye’de yapıldı.Sayın Doğu Perinçek,Hayatım boyunca kimden ve hangi gerekçeyle gelirse gelsin, ben haksızlığı hiç bir zaman kabul etmedim ve edemem. CHP’ye ve sayın Kılıçdaroğlu’na yukarıda örnek olarak yazdığım görüşlerinizle büyük haksızlık yaptığınızı ve siyasi yönüyle de büyük bir yanılgı içerisinde olduğunuzu görüyorum. Bu nedenle de sizinle yapacağım baş başa görüşmenin bir sonuç getirmeyeceği kanısına sahip oldum. Bundan ötürü aşağıdaki istifa nedenimi gerekçelendiren mektubumu daha fazla geciktirmeden size iletme gereği duyuyorum.Saygılarımla.Hakkı KeskinSayın Doğu PerinçekSizin isteğiniz üzerine bana verilen Genel Başkan yardımcılığı görevinden ve parti üyeliğinden istifa ediyorum. Bu nedenle de Tahran’da yapılacak görüşmelere katılamayacağım.23 Mayıs 2017 tarihinde Ankara’da yapılan Vatan Partisi Merkez Yönetim Kurulu toplantısında, partinin son derece yararlı bulduğum çalışmalarını belirterek, bunlardan ötürü aranızda bulunduğuma vurgu yaptım. Ancak bu konuşmamda, CHP’ye zaman zaman genellemelerle yapılan ve doğru olmayan eleştirilerinize katılmadığımı ve Atatürk ve Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini savunan Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Soner Yalçın gibi gazetecilerle didişmenin ve polemiğe girmenin yanlış bir yaklaşım olduğunu detaylı olarak açıklamıştım.Öte yandan “Milli hükümetin Erdoğansız olamayacağı” görüşünüze de neden katılmadığımı örnekleriyle belirtmiştim. MYK Toplantısında ayrıca CHP Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu ile yapılacak görüşmede, Vatan Partisi’nin dört önerisi üzerinde tartışarak aşağıdaki dört konuda ortak fikir birliği oluşmuştu.Vatan bütünlüğü ve teröre karşı kararlı bir savaşın verilmesi,Atatürk ilkelerinde birliktelik,Üretim ekonomisi,Demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, düşünce ve basın özgürlüğü.Ayrıca sizin deyiminizle, AKP’yi yenecek bir çözümün ortaya konması hedeflenerek ve Tayyip Erdoğan yönetiminin sonunun geldiğine de vurgu yapılacaktı.Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet” yürüyüşüne karşı tavır almanızı, Vatan Partililerin bu yürüyüşe katılmalarının yasaklamasını, Türkiye’de “adalet” sorununun olmadığını ve de “Türk yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor” görüşünüzü ısrarla açıklamanızı, anlamam ve kabul etmem olası değildir.Tam aksine, yargının yapılan düzenlemelerle giderek siyasileştirildiği, referandum sonuçlarının bir yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu tarafından evet oylarından yana nasıl çarpıtıldığı, Deniz Feneri yolsuzluk davasının, MHP muhaliflerinin olağanüstü kurultayının nasıl geçersiz sayıldığı ve bir dizi mahkeme kararında, adalete uygun, bağımsız kararların verilemediğine yakından tanık oluyoruz. Bu nedenle de 170`in üstünde gazetecinin tutuklu bulunduğunu görüyoruz.İşte bu nedenlerden Vatan Partisi Genel Başkanı olarak izlediğiniz bu siyasi çizgiyi ve politikayı benim kabul etmem olası değildir.Bu nedenle sizin isteğiniz üzerine bana verilen Genel Başkan yardımcılığı görevinden ve parti üyeliğinden istifa ediyorum. Haftada bir Aydınlık Gazetesinde yazmakta olduğum yazımı da, bu derin görüş farklılığı nedeniyle sürdüremeyeceğimi belirtmek isterim.Sayın Doğu Perinçek,Sizinle Vatan Partisi çatışı altında dostane ilişkilerle daha uzunca bir süre birlikte çalışmak ve mücadele vermeyi çok isterdim. Ancak yaşamım boyunca, inandığım doğrularla çelişki içerisinde olan siyasi çalışmalarda asla bulunmadım, bulunamam. Büyük önem verdiğim bu karakterimi ve siyasi çizgimi bundan sonrada aynen korumakta kararlıyım.Vatan Partisinin doğru olduğuna inandığım çalışmalarına, bundan sonra da destek olacağımı bu ilişkide belirtmek isterim. Bu siyasi kararıma anlayış göstereceğinizi umar, bundan ötürü kişisel dostluğumuzun etkilenmemesini dilerim.İran yetkilileriyle yapılacak görüşmelere katılmayı ben de istiyordum. Ancak istifa kararımdan sonra, bu seyahate katılamayacağımı da belirtmek isterim.Dostça selamlarımla.Hakkı Keskin”

Birleşmiş Milletler önünde ‘Adalet Gösterisi’

SÜHEYLA KAPLAN Cenevre’de Birleşmiş Milletler binası önünde CHP’liler ‘Adalet Gösterisi” düzenledi.CHP İsviçre Birliği Başkanı Nadir Köklü burada yaptigi aciklamada şunları söyledi: “Anlamlı bir yerde başlayıp, yine anlamlı bir yerde bitirdiğimiz yürüyüşte; ülkemizde, son yıllarda giderek artan adaletsizliği, kamuoyuna yansıtmaya çalıştık. Bu eylemde, haksızlığa uğrayan herkesin sesi olmaya çalıştık. Suçluların cezalandırılması elbette ki gereklidir ama sadece bugünkü iktidara muhalif diye birçok insanın cezaevlerinde, haklarında daha iddianame bile oluşturulmadan, suçları kesinleştirilmeden mahkum edilmelerine göz yumamazdık. Bazılarının hayatlarına mal olan bu davalardaki adaletsizliğin tekrar yaşanmasını istemiyoruz.” CHP Parti Meclisi Üyesi Emre Çam da “Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’ne yurtdışından büyük bir destek var. Bizler Adaleti herkes için istiyoruz. Bizler geçmişte Gezi direnişinde hayatını kaybeden Berkin Elvanlar, Ali İsmail Korkmazlar için de adalet istemiştik. Sivas’ta yanan canlar için, Soma’da ölen 301 madenci, çocuk yaşta evlendirilen çocuk gelinler, 640 haftadır kaybettikleri çocuklarını arayan Cumartesi Anneleri için de.. Türkiye’de KHK larla bir gecede haksız hukuksuz şekilde işinden ekmeğinden edilen yüz binlerce kamu emekçisini, akademisyeni açlığa sefalete mahkum ettiler. Ülkenin dört bir yanında ekmeği ve onuru için direnenler var. Türkiye’de Yüz binlerin çığlığı olmak için bedenlerini korkusuzca açlığa yatıranlar var. Türkiye’de Halkın iradesi gaspedilerek tutuklanan eş Başkanlar milletvekilleri var. Bu adaletsizliğin son bulması için bugün Cenevre’de Birleşmiş Milletler binası önünde Adalet için buluştuk. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı bu onurlu yürüyüşü, Adalet Yürüyüşü’nü, yurtdışında da gittiğimiz her yerde, ülkede ve de platformda yaymaya ve anlatmaya devam edeceğiz.”

Yürüyelim

Çok iyi bir zamana denk geldi Roger – Pol Droit’nun Filozoflar Neden Yürür? adlı kitabı. Malum, memlekette şimdi 16. gününe giren bir “yürüyüş” var, CHP’nin başlattığı. “Solcudur”, “değildir”, “düzen içidir”, “Kemal Beyin şovudur” türü değerlendirmelere takılmayarak toplumsallığına sırt çevrilmemesi gereken bir “hareket hali” bu. “Hiçbir şey yapılmıyor bari bu olsun” diyerek yaklaşıyor değilim bu yürüyüşe. Pankartlarda talep edilen Adalet’in AKP hükümeti ile AKP Genel Başkanı’ndan gelmeyeceğini bilecek kadar aklım fikrim var, çok şükür. Ama Gezi’den sonra bir türlü eyleme dökülmeyen, gittikçe de çoğaldığına tanık olduğumuz genel memnuniyetsizliğin bu tür bir “aksiyon” yoluyla kitleselleşmesine de karşı çıkamam doğrusu. Tabii ki ayılıp, bayılmış “beklenen gün geldi” türünden bir ruh haline bürünmüş değilim. Sadece bu “hareket hali”nde karşı olunacak “fena” bir şey görmüyorum. “Yürüyüş”e ilişkin bir dolu “değerlendirme” yapılıyor. O nedenle Pol – Droit’nun, Hep Kitap yayınlarından çıkan kitabını okumak daha bir anlamlı oldu benim için. Adından da anlaşılabileceği gibi, bizim malum “yürüyüş” gibilerden değil “tekil” yürüyüşlerden söz ediyor Pol – Droit. Zevkle okudum. Merak kitaplarına düşkünseniz siz de keyif alacaksınız. “Yürüyüş”e ilişkin kimi gözlemlerini dikkat çekici buldum. Ne de olsa Pol-Droit bir felsefeci, o nedenle “derinliği” olan değerlendirmeleri var. “Biz insanoğlu yürüyen yaratıklarız” diyor örneğin. Bu ona ait bir keşif değil elbette ama “konuşma ve düşünme kadar, yürüyüş de insanı tanımlayabilir” deyince bir duruyorsunuz. Pol-Droit’ya göre “insan tüm canlılar arasında bu şekilde yer değiştirebilen tek yaratıktır.” Bu yüzden insanı tanımlayan yürüme, konuşma, akıl yürütme olarak ifade edilen kavramları yan yana sıralamayı uygun bulmuyor. “Bunların muhtemel bütünselliğini incelerken aralarındaki bağlantıları da keşfetmek gerekir” diyor. Bunu o, Diogenes’ten, Montaigne’ye kadar felsefecilerin “yürüyüşleri” için bir yöntem olarak ele alıyor. Ama ben Pol-Droit’nun değerlendirmelerini, tespitlerini “Adalet Yürüyüşü” için söylenmiş gibi düşünmekten pek bir zevk aldım. Şu hoşuma gitti örneğin: “Çünkü görünüşte, yürümek için doğrulmak, bizim türümüz için konuşma ve düşünmeye izin veren bir davranış halini alıyor. Yani insan yürümeye başladığı zaman, aynı zamanda konuşma ve düşünmeye de başlamış oluyor.” Yani üzerine ölü toprağı serpilmiş bizim “muhalefet” de “yürümeye başlamakla” konuşmaya da düşünmeye de başlamış oldu belki. Kemal Bey ile beraberindekiler uzun bir yol yürüyecekler ama Pol-Droit’nun dediği gibi “İlerleme parkurunun uzunluğu pek önemli değildir. İster üç saniye, ister üç gün sürsün, hareket başlar başlamaz yürüme veya düşünme de başlar. Felsefi düşüncede, seyyahların bir ömür boyu yaptığı gibi büyük ve uzun yolculuklar gerçekleştirerek üzerinde kafa yorulan meseleyi derinleştirmek mümkündür. Her halükarda düşünme ve yürüme birbirine benzer.”Uzun yürüyüşleri boyunca Kemal Bey ile arkadaşları AKP’nin “Dokunulmazlıkların Kaldırılması” tuzağına nasıl düştüklerini de “düşünmeye” başlamıştır muhtemelen. Bu tür bir Yürüyüş’ün, Enis Berberoğlu’ndan önce tutuklananlar için de yapılabileceğini ama bunu değerlendirememekle hata yaptıklarını da belki.Bu “yürüyüş” yeterli olmayabilir, pek “devrimci” bulunmayabilir ama Pol-Droit’nun söylediği gibi “insanoğlunun yaptığı yolculuğun bir sonu yoktur. Bir bireyin adımları bir gün durur. Ama diğerlerininki devam eder. İnsanın her bir adımı küçücük, kat edilecek yol ise sonsuzdur.”“İnsanlar en gelişmiş ülkelerde, neredeyse yürümeyi bırakmışlardır. Yürümeye hala devam edenler; zor durumda olanlar, sığınmacılar, sürgünler ve göçmenlerdir” diyor Pol-Droit. Yani her anlamda “adalet” arayanlardır söz ettikleri. Bizim “Yürüyüş”te de kendisini hem de kendi yurdunda, göçmen, sığınmacı, sürgün hisseden kim varsa yürüyor işte, tam 16 gündür.Sırt çevirmek yerine orda olsak, yürümeye başlayanlara aslında “koşmak” gerektiğini anlatsak.Fena mı olur?

KESK, Adalet Yürüyüşü’ne katıldı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü 16’ıncı gününü geride bıraktı. Adalet Yürüyüşü’ne bugün Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Lami Özgen ve Şaziye Köse, Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, BES Genel Başkanı Serpil Akpınar, SES Genel Başkanı İbrahim Kara ve konfederasyona bağlı sendikaların üyeleri katıldı.Kamu emekçileri ‘Herkes için adalet, herkes için demokrasi’ yazan pankartla yürüyüşte yer aldı.KESK, Adalet Yürüyüşü’ne ilk günden itibaren yaptığı destek açıklaması ve Ankara Güvenpark’ta yürüyüş başlangıcından itibaren vermiş olduğu desteği Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile yürüyerek devam ettirdi.

CHP: 8 kişinin kaçırıldığı iddiaları aydınlatılsın

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Şenal Sarıhan, Ankara ve Kilis’te yaşanan kaçırılma olaylarının araştırılmasını istedi.CHP’li vekiller Sezgin Tanrıkulu ve Şenal Sarıhan, darbe girişimi öncesi ve sonrasında Ankara ve Kilis’te yaşanan kaçırılma olaylarına ilişkin Meclis Araştırması açılmasını istedi. TBMM Başkanlığına sunulan dilekçede, 15 Haziran 2017 tarihinde Ankara Celal Esat Arseven Caddesinde Cemil Koçak isimli kişinin arabasına arkadan vurularak kaza süsü verildiği ve daha sonrasında 3 ya da 4 kişinin Koçak’ı koyu füme renkli Transporter ile kaçırdığı iddiaları hatırlatıldı. 15 Temmuz Darbe Girişiminden önce bir, 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra ise sekiz kişinin benzer şekilde kaçırıldığı ve bu kişilerden bir daha haber alınamadığına vurgu yapılan dilekçede, “Kaçırılan kişilerin tamamının hakkında FETÖ/PDY’ye yönelik soruşturma açıldığı ve KHK ile işlerine son verildiği bilgisi ise başka çarpıcı iddiadır. Kaybolan kişilerin yakınları, güvenlik güçlerine güvenlik kamerası kayıtlarını verdiklerini, kaçırılma olayının tanıklarını bildirdikleri buna karşın yetkili mercilerin bu olayların üzerine gitmekte isteksiz davrandıkları iddia etmektedir. Art arda yaşanan kaçırılma olayları, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün gündemindedir ve uluslararası internet sitelerinde de yer almıştır” denildi. Kaçırılma olaylarının biçimi, kaçırılan kişilerin akıbeti hakkında bilgi edinilememesi, olayla ilgili bağlantıların ortaya çıkartılamamasının vatandaşlar arasında tedirginlik ve korkuya neden olduğu belirtilen dilekçede şöyle denildi: “Faili meçhul kaçırma ve cinayet olaylarının yeniden başladığı korkusuna neden olmuştur.Ankara ve Kilis’te yaşanan kaçırılma olaylarının aydınlatılması, konuyla ilgili kurum ve kuruluşların bugüne kadar yaptıkları çalışmaların tespit edilmesi, benzer olayların bir daha yaşanmaması, için alınacak önlemlerin saptanması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereği Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.”

Adalet Nöbeti’nde konuşma yapan kadın tutuklandı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’ sırasında Maçka Parkı’ndaki “Adalet Nöbeti”nde konuşan Şenay Günaydın isimli kadın, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunu işlediği iddiasıyla tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan dün gözaltına alınan Şenay Günaydın, bugün emniyetteki işlemlerinin ardından savcılığa sevk edildi. Günaydın savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Savcılık sevk yazısında Günaydın’ın Adalet Yürüyüşü kapsamında Şişli Maçka Parkı’nda toplanan kalabalık içinde kameralara beyanat verdiği belirtilerek, sarf ettiği sözlerle “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçunu işlediği iddia edildi. Günaydın’ın mevcut delil durumu, yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak tutuklanması talep edildi. İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliği, sorgusunu yaptığı Günaydın’ın, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan tutuklanmasına karar verdi. (DHA)

Valilikten ‘Kılıçdaroğlu’na suikast’ haberine yalanlama

Sakarya’da, Milli Birlik ve Düşünce Derneği (MBDD) Genel Başkanı Erdem Ercan, FETÖ/PDY soruşturması kapsamında Bylock kullandığı iddiasıyla gözaltına alındı. Erdem’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ‘Adalet Yürüyüşü’ sırasında suikast hazırlığında olduğu iddiasıya gözaltına alındığı dair yerel bir internet sitesinin yaptığı haber ise Valilik tarafından yalanlandı. Gözaltı sonrasında akşam saatlerinde Erdem’in ‘Adalet Yürüyüşü’ sırasında Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik suikast hazırlığında olduğu iddiasıyla gözaltına alındığına dair bir yerel internet sitesinde haber yer aldı.Ancak Sakarya Valiliği ve CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, bu haberi yalandı.Sakarya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi:”Bir internet sitesinde ‘Kılıçdaroğlu’na suikasti Sakarya Emniyeti son anda önledi. MBDD Başkanı gözaltına alındı” şeklinde haber yapıldığı görülmüştür. Bahse konu haber içeriği gerçeği yansıtmamaktadır. MBDD Genel Başkanı E.E., Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce yürütülmekte olan konusu farklı bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış olup, tahkikat tamamlandığında Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk edilecektir.

Meclis Başkanı Kahraman Sivas Katliamı önergesini işleme koymadı

CHP Genel Başkan Yardımcı Zeynep Altıok Akatlı, Sivas Katliamı sanıklarının akıbeti hakkında verdiği soru önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı İsmail Kahraman tarafından işleme konmadı. ‘Özel yaşama ilişkin bilgi içeriyor’TBMM Başkanı Kahraman’ın imzasıyla Akatlı’ya verilen yanıtta işleme konmama gerekçesi olarak meclis iç tüzüğünün 96’ncı maddesine göre önergedeki soruların ‘kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürülmeksizin; kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermemesi’ gerektiği belirtildi.Uzun sormuşumKatliamda hayatını kaybedenlerden Metin Altıok’un kızı olan Akatlı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Sivas Katliamı benim özel yaşamım olduğu için! Uzun sormuşum demek. Pardon! Şimdiye kadar soru seçerek önerge yanıtlayanlardan yanıt geldi” yazdı.Akatlı’nın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde şu sorular yer alıyordu:“1- Halen cezaevinde bulunan hükümlülerin sayısı kaçtır? Bu hükümlülerin isimleri nelerdir?2- İnfazı tamamlanıp serbest kalan hükümlü sayısı kaçtır? Bu hükümlülerin isimleri nelerdir? Bu hükümlüler ne kdar süre cezaevinde kalmıştır?3- Hakkında arama ve yakalama kararı olan sanık sayısı kaçtır? Bu sanıkların isimleri nelerdir?4- Firari sanıkların yurt dışından olduğu tespit edilen sayısı kaçtır? Bu sanıkların isimleri nelerdir? Bu sanıkların hangi ülkelerde olduğu tespit edilmiştir?5- Hakkında yakalama kararı bulunana sanıkların yakalanması için ne gibi çalılmalar yürütülmektedir? Firari oldukları ülkelere talep yazıları gönderilmiş midir? Gönderilmişse ne zaman gönderilmiştir?6- Kırmızı bültenle aranan sanık var mıdır? Varsa sayısı kaçtır? İsimleri nelerdir?7- Son dönemde yazılı ve görsel medyada Sivas Katliamı hükümlülerinin cezaevinden gönderdiği mektuplarla ‘masum olduklarına’ ilişkin yaygın bir algı operasyonu yürütüldüğüne tanıklık etmekteyiz. Ayrıca Temmuz 2014 tarihli Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu raporunda da sanıkların sorumluluğu perdelenmiş ve tüm kusur kamu yönetimine yüklenmek istenmiştir. Bu çerçevede bakanlığınız Sivas Katliamı hükümlülerinin daha önce başka katliamların sanıklarının, suikastların katillerinin sessizce torba yasalarla serbest bırakıldığı gibi serbest bırakılmasına dair bir çalışma mı yürütmektedir? Bu algı operasyonlarıyla kamuoyu buna mı alıştırılmak istenmektedir?”