CHP, Başbakan’a Cenk Yiğiter’i sordu

CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, KHK ile ihraç edildiği için öğrencilik hakkı da elinden alınan Cenk Yiğiter’le ilgili Başbakan, YÖK Başkanı ve rektörü soru yağmuruna tuttu. Biçer’in soruları arasında Rektör İbiş’in Bylock kullandığı iddiaları da yer aldı.Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki görevinden ihraç edilen Cenk Yiğiter aynı kampüsteki İletişim Fakültesi’ne öğrenci olarak dönmeyi beklerken yapılan yönetmelik değişikliği ile hakkının ortadan kalktığını öğrendi.Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’in Yiğiter için bilinçli şekilde yönetmeliği değiştirdiği iddia edilirken CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer sosyal medya hesabından yaşananlara tepki gösterdi.Başbakan Binali Yıldırım, Rektör Erkan İbiş ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç’a sorular yönelten Biçer cevap bekliyor. Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, sorulara cevap alamadığını söyleyen Biçer “Verecek bir yanıtları olsa sanıyorum verirlerdi. En azından yalanlarlardı. Kişiye özel bir karar değilse hayır demeleri gerekir” dedi. ‘İBİŞ BYLOCK KULLANICISI MI?’Üniversite yönetiminin aldığı kararın altında kasıt olduğunu söyleyen Biçer, Başbakan ve YÖK Başkanı’na “Kamuoyuna yansıyan haberlerde İbiş’in Bylock kullanıcısı olduğu iddiaları yer aldı. İbiş, Bylock kullanıcısı mı” diye sordu.Başka üniversite yönetimlerinin de benzer kararlar alması durumunda adaletsizliğin artacağını belirten Biçer DuvaR’a şunları söyledi:“Toplumda devletin bütün kurumlarına artan bir güvensizlik var. İnsanların yaşadığı topraklara inancı ve güveni kalmayacak. Bu kararın da altında kasıt var ve inanılmaz bir kindarlıkla yapılmış. Burada kimin kime düşmanlığı var? Üniversiteler hepimizin üniversiteleri. Kendi çıkar ve bekaları kişisel menfaatleri için vatandaşlara karşı kullanamaz.”CHP’li Biçer’in sosyal medya hesabından Başbakan Binali Yıldırım, YÖK Başkanı Yekta Saraç ve Rektör İbiş’i etiketleyerek yöneltiği sorular şunlar:-Bir üniversite senatosunun yönetmelikle eğitim öğretim hakkını kısıtlayan, ortadan kaldıran bir hüküm getirmesi mümkün müdür?-Dr. Cenk Yiğiter’in kayıt hakkını engelleyen yönetmelik değişikliği için AÜ, MEB’den ya da sizden görüş aldı mı?-Dr. Cenk Yiğiter AÜ’deki büyük tasfiye, 7 Şubat’tan bir ay önce 6 Ocak’ta ihraç edildi. İbiş’in tasarrufu mu?-AKP Siyaset Akademisinde ders veren ve etkinliklerine katılan Erkan İbiş’in bu siyasi faaliyetleriyle ilgili soruşturma var mı?-Rektör İbiş’in AKP Siyaset Akademisi hocası olması ve Cenk Yiğiter’in CHP’li olmasının KHK ile ihraç sürecine etkisi oldu mu?-Hakkari Üniversitesi Rektörüyken FETÖ’den tutuklanan ve şu an yargılaması süren Ebubekir Ceylan AÜ kadrosuna nasıl geçti?-2012’de Ankara Üniversitesi kayıt günlerinde, FETÖ yurtlarının kayıt ve tanıtım stantları açtıkları doğru mu?-Rektör İbiş’in rektörlüğü süresince FETÖ yurttları, Ankara Üniversitesinde neden ve nasıl faaliyet göstermiştir?-2008 AÜ rektörlük seçimlerinde FETÖ yayını Zaman’da çıkan Erkan İbiş’in rektör olacağı haberleri soruşturuldu mu?-Dönemin C.Başkanı Gül’ün rektör ataması yapacağı gün FETÖ yayın organının İbiş’i işaret etmesiyle ilgili inceleme yapıldı mı?-İhraç edilen akademisyen Cenk Yiğiter’in AÜ İletişim Fakültesi’ni kazanması üzerine, kişiye özel yönetmelik mi çıkardınız?

Vatan Partisi’nde, Adalet Yürüyüşü istifası

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’yle ilgili “Bu yürüyüş CHP’nin bonzaisidir” açıklamasında bulundu.Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’yle ilgili “Bu yürüyüş CHP’nin bonzaisidir” açıklamasında bulundu. Perinçek’in yürüyüşle ilgili açıklamalarının ardından Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hakkı Keskin istifa etti.Keskin’in Perinçek’e gönderdiği istifa mektubunun tam metni şöyle:”Sayın Doğu Perinçek, Size aşağıdaki mektubumu 26.6.2017 tarihinde kaleme aldıktan sonra, görüşlerine çok önem verdiğim iki değerli arkadaşımla istifam konusunu paylaştım. Birbirinden habersiz bu iki dostum, sizinle adalet ve adalet yürüyüşüne ilişkin konuyu baş başa görüşmemi önerdiler. İran’a yapılacak ziyaretimiz esnasında, sizinle bu konuyu ayrıntılı olarak görüşmeyi ve buna göre kararımı vermeyi düşündüm.Türkiye’de adaletin olup olmadığına ve sayın Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşüne ilişkin, Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinde belirtiğiniz görüşlerinizi titizlikle izledim.”Yargının Türkiye’de altın devrini yaşadığı” görüşünüzü ısrarla vurgulayarak, Türkiye’de adalet konusunu yalnızca FETÖ ve PKK terör örgütleri bakımından değerlendiriyorsunuz. Oysa Adalet, bağımsız ve tarafsız yargıyı, bunun vazgeçilemez önkoşulu olarak da kuvvetler ayrılığını, hukuk devletinin işlerliğini ve toplumun tüm alanlarını kapsayan bir konudur.Yapılan düzenlemelerle, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Hakimler Savcılar Kurulu üyelerin nasıl atanacağı ve bu kurumların nedenli Cumhurbaşkanı ve hükümet güdümlü konuma getirildiği ve getirilmekte olduğunu, sizin de çok iyi bildiğinizden kuşku duymuyorum. Çok sayıda mahkeme kararı da bunun en açık kanıtıdır. OECD 2015 raporuna göre, Türkiye’de yargıya güven 2007’de yüzde 67 den 2014’de yüzde 48’e gerilemiştir. Günümüzde bu güvenin yüzde 30’ların da altına düştüğü belirtiliyor.2.7.2017 tarihli “İç cephede görev yapan yargının yanında olmak” başlıklı Aydınlık’taki yazınızda; “Kimler niçin şikayetçi, kimler niçin ‘Adalet bitmiştir’ diye bağırıyor? ABD güdümlü Fettullahçı gladyo’nun ve PKK terör örgütünün temizlenmesi, kimleri niçin bu kadar telaşa düşürüyor? Kimler milletin lanetini göze alarak, PKK/HDP ve FETÖ ile uygun adım yürümektedir?” diyorsunuz. Burada açıkça bu yürüyüşe katılan ve katılacak olan yüz-binlerce kişiyi, terör örgütleri yanlısı olarak suçluyorsunuz. Çok üzülerek söylüyorum, AKP Genel Başkanı ve hükümet yetkilileri de adalet yürüyüşüne katılanları eşdeğer sözlerle eleştirmektedirler. Bu politikayı ve yaklaşımı benim kabul etmem asla olası değildir.Oysa son olarak 30.6.2017 tarihli Aydınlık gazetesi haberinde Kılıçdaroğlu’nun bu konuya ilişkin basın açıklamasındaki konuya ilişkin görüşleri çok açıktır. “Bizi derinden üzen olaylar da var Türkiye’de. Her gün yeni şehitler geliyor. Terörsüz Türkiye hepimizin ortak arzusudur. Terör kimden gelirse gelsin, FETÖ’den mi geliyor, PKK’dan mı geliyor, DHKP-C`denmi geliyor, kimden gelirse gelsin, teröre karşı hepimizin namuslu şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı hepimizin ödünsüz bir şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı ortak mücadele etmemiz lazım.”PKK’nın yürüyüşe destek açıklamasına ilişkin olarak CHP genel başkan yardımcısı ve sözcüsü Tezcan şöyle diyor: “Terör örgütleri adaletin baş düşmanıdır. O nedenle terör örgütlerinin herhangi bir şekilde böyle bir beyanları varsa dahi bu bizim kabul edeceğimiz bir şey değildir. Tam tersine bu yürüyüşü sabote etmeye dönük bir beyandır. Terör örgütü üyesiyse, silahı bırakacak ve gerçekten adalet arıyorsa terör örgütüyle ilişkisini kesecek, sonra adalet yürüyüşüne katılacak.” (Aydınlık, 29.6.2017).Daha önce bu yürüyüşe halkın desteği olmayacağını ve yürüyüşte Türk bayrağı olmadığını açıkladınız. Oysa 111 metre uzunluğunda Türk bayrağıyla yürünüyor ve hiç kuşku duymuyorum ki, bu tarihi yürüyüşe baştan sona bir milyonun üstünde insan katılacaktır. Ayrıca Türkiye’nin dört bir yanında Adalet yürüyüşüne destek yürüyüşleri de yapılmaktadır. Bunlardan biri de benimde katıldığım Burhaniye’de yapıldı.Sayın Doğu Perinçek,Hayatım boyunca kimden ve hangi gerekçeyle gelirse gelsin, ben haksızlığı hiç bir zaman kabul etmedim ve edemem. CHP’ye ve sayın Kılıçdaroğlu’na yukarıda örnek olarak yazdığım görüşlerinizle büyük haksızlık yaptığınızı ve siyasi yönüyle de büyük bir yanılgı içerisinde olduğunuzu görüyorum. Bu nedenle de sizinle yapacağım baş başa görüşmenin bir sonuç getirmeyeceği kanısına sahip oldum. Bundan ötürü aşağıdaki istifa nedenimi gerekçelendiren mektubumu daha fazla geciktirmeden size iletme gereği duyuyorum.Saygılarımla.Hakkı KeskinSayın Doğu PerinçekSizin isteğiniz üzerine bana verilen Genel Başkan yardımcılığı görevinden ve parti üyeliğinden istifa ediyorum. Bu nedenle de Tahran’da yapılacak görüşmelere katılamayacağım.23 Mayıs 2017 tarihinde Ankara’da yapılan Vatan Partisi Merkez Yönetim Kurulu toplantısında, partinin son derece yararlı bulduğum çalışmalarını belirterek, bunlardan ötürü aranızda bulunduğuma vurgu yaptım. Ancak bu konuşmamda, CHP’ye zaman zaman genellemelerle yapılan ve doğru olmayan eleştirilerinize katılmadığımı ve Atatürk ve Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini savunan Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Soner Yalçın gibi gazetecilerle didişmenin ve polemiğe girmenin yanlış bir yaklaşım olduğunu detaylı olarak açıklamıştım.Öte yandan “Milli hükümetin Erdoğansız olamayacağı” görüşünüze de neden katılmadığımı örnekleriyle belirtmiştim. MYK Toplantısında ayrıca CHP Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu ile yapılacak görüşmede, Vatan Partisi’nin dört önerisi üzerinde tartışarak aşağıdaki dört konuda ortak fikir birliği oluşmuştu.Vatan bütünlüğü ve teröre karşı kararlı bir savaşın verilmesi,Atatürk ilkelerinde birliktelik,Üretim ekonomisi,Demokrasi, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, düşünce ve basın özgürlüğü.Ayrıca sizin deyiminizle, AKP’yi yenecek bir çözümün ortaya konması hedeflenerek ve Tayyip Erdoğan yönetiminin sonunun geldiğine de vurgu yapılacaktı.Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet” yürüyüşüne karşı tavır almanızı, Vatan Partililerin bu yürüyüşe katılmalarının yasaklamasını, Türkiye’de “adalet” sorununun olmadığını ve de “Türk yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor” görüşünüzü ısrarla açıklamanızı, anlamam ve kabul etmem olası değildir.Tam aksine, yargının yapılan düzenlemelerle giderek siyasileştirildiği, referandum sonuçlarının bir yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu tarafından evet oylarından yana nasıl çarpıtıldığı, Deniz Feneri yolsuzluk davasının, MHP muhaliflerinin olağanüstü kurultayının nasıl geçersiz sayıldığı ve bir dizi mahkeme kararında, adalete uygun, bağımsız kararların verilemediğine yakından tanık oluyoruz. Bu nedenle de 170`in üstünde gazetecinin tutuklu bulunduğunu görüyoruz.İşte bu nedenlerden Vatan Partisi Genel Başkanı olarak izlediğiniz bu siyasi çizgiyi ve politikayı benim kabul etmem olası değildir.Bu nedenle sizin isteğiniz üzerine bana verilen Genel Başkan yardımcılığı görevinden ve parti üyeliğinden istifa ediyorum. Haftada bir Aydınlık Gazetesinde yazmakta olduğum yazımı da, bu derin görüş farklılığı nedeniyle sürdüremeyeceğimi belirtmek isterim.Sayın Doğu Perinçek,Sizinle Vatan Partisi çatışı altında dostane ilişkilerle daha uzunca bir süre birlikte çalışmak ve mücadele vermeyi çok isterdim. Ancak yaşamım boyunca, inandığım doğrularla çelişki içerisinde olan siyasi çalışmalarda asla bulunmadım, bulunamam. Büyük önem verdiğim bu karakterimi ve siyasi çizgimi bundan sonrada aynen korumakta kararlıyım.Vatan Partisinin doğru olduğuna inandığım çalışmalarına, bundan sonra da destek olacağımı bu ilişkide belirtmek isterim. Bu siyasi kararıma anlayış göstereceğinizi umar, bundan ötürü kişisel dostluğumuzun etkilenmemesini dilerim.İran yetkilileriyle yapılacak görüşmelere katılmayı ben de istiyordum. Ancak istifa kararımdan sonra, bu seyahate katılamayacağımı da belirtmek isterim.Dostça selamlarımla.Hakkı Keskin”

ÖDP: Kumpası kuranların peşini bırakmayacağız!

Hukuksuz bir şekilde 30 Haziran tarihinde sabaha karşı İzmir’de evi basılarak gözaltına alınan Özgürlük ve Dayanışma Partisi MYK Üyesi Onur Kılıç, 6 günlük gözaltının ardından çıkarıldığı mahkemede adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.ÖDP MYK üyesi Onur Kılıç’ın serbest bırakılmasının ardından Özgürlük ve Dayanışma Partisi Başkanlar Kurulu’ndan bir açıklama yapıldı.”Kumpası kuranların peşini bırakmayacağız” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:Sahte hesap kumpasıyla 6 gündür gözaltında tutulan MYK üyemiz Onur Kılıç çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrol şartı, İzmir dışına çıkma yasağıyla serbest bırakıldı. 6 gündür haksız yere gözaltında tutulan, Savcılık tarafından ifadesi dahi alınmadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Onur Kılıç, bu davada tutuksuz yargılanmaya devam edecek.Kumpası kuranların peşini bırakmayacağız!Bu dava artık Onur Kılıç’ın yargılandığı bir dava değil, kumpası kuranların ortaya çıkarılması davası olacaktır. Sahte hesapla, sahte mail hesabı açarak yapılan bu hileyle, kumpasla muhalifleri sindirmeye çalışanların peşini bırakmayacağız.Provokasyon yapmak için açılan bu kumpas hesabının gerçek sahibinin ortaya çıkarılması için savcılığa başvuruda bulunduk. Twitter Türkiye hukuk bürosundan IP adresinin mahkemeye verilmesini talep ettik.Sürecin takipçisi olacağız. Bu kumpasın arkasındakileri mutlaka ortaya çıkaracağız.Ayrıca bu operasyon kapsamında gözaltına alınan 4 kişi mahkeme tarafından sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutuklandı. Düşünce ve itiraz hakkına yönelik bu tutuklamalar da kabul edilemez.Her yanıyla dökülen bu haksız, hukuksuz, adaletsiz düzene karşı herkesi Adalet Yürüyüşü’nü büyütmeye, 9 Temmuz’da Maltepe’de buluşmaya çağırıyoruz.Başkanlar Kurulu

Merkel: Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini reddediyoruz

Almanya’da genel seçimlere üç ay kala Başbakan Merkel ve kardeş parti lideri Seehofer seçim programını açıkladı. Başbakan Merkel seçim programında, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktı.Almanya’da hükümetin büyük ortağı Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) seçim programında Türkiye konusunda nasıl bir politika izleyeceğini belirledi. Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri Angela Merkel ve kardeş parti Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Horst Seehofer üzerinde anlaşmaya vardıkları seçim programını CDU Merkezi’nde ortak basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı. İki partinin seçim programında Türkiye’ye ayrı bir yer verildi. Programda şöyle denildi: “Biz Türkiye’nin hem Avrupa hem bizim ülkelerimizde yaşayan insanlar arasındaki ilişkiler açısından stratejik ve ekonomik önemini biliyoruz. Bu nedenle Türkiye’yle AB arasında ilişkileri daha derinleştirmek istiyoruz. Sıkı ve özel bir işbirliği hem Avrupa’daki hem de Türkiye’deki insanların yararına. Türkiye ile AB arasında mümkün olduğunca güçlü bir işbirliği, dış ve güvenlik politikaları sorunlarında stratejik işbirliklerinden yanayız.”TAM ÜYELİĞE KARŞITürkiye’nin AB’ye tam üyeliğini reddediyoruz, çünkü üyelik şartlarını yerine getirmiyor. Türkiye’de hukuk devleti, özellikle ifade ve basın özgürlüğü konularında yaşanan son gelişmelerden ise büyük endişe duyuyoruz.”Programda Türkiye AB arasındaki mülteci sözleşmesinin başka ülkelerle yapılacak benzeri sözleşmeler için örnek alınması vurgulandı. 2015’te yaşanan bir mülteci göçünün tekrar etmemesi gerektiği belirtilen programda, Almanya ve Fransa “Avrupa’nın motor gücü” olarak nitelendirildi.